17 Ocak 2017 Salı

Limonlu Dondurma





Böyle zamanlarda konuya nereden başlayacağımı bilmiyorum. Halbuki aramızda sadece saydam bir tül var. Belki o da bizim uydurmamız. Yine de…

“Kiminle konuşuyorsun?”

(Ayrılığımızın provasını yapıyorum.)

“…”

“Ne yazıyorsun?”

“Yeni bir oyun.”

“Konusu ne?”

“Öylesine karalama. Çok da mühim değil.”

Geniş gölgeli ağacın altından oturmuştuk o gün, hatırlıyor musun? Hatırlayamazsın. Öyle değildi çünkü. Bu da benim uydurmam. Düşüncelerin gidemediği yer yoktur. Arada sana çarpsam da iyi yol kat ettim bu konuda. Mesela geçen gün yediğimiz limonlu dondurmanın tadı hala damağımda. Haklısın, kışın ne dondurması? Bademciğim şişer. Düşümde bile beni düşünüyorsun. Bilmediğim düşüncelere doğru yol alırken dahi sesine takılıyorum. Akıl başka, duygu bambaşka. Fazla karamsarsın demiştin çok keresinde. Bak, bu düş değil. Tek kelimelik cümleler kuruyormuşum. Tek kelime içine bir anı sığdırır gibiymiş bu. Ya da bir çırpıda anlatmak istermiş gibi. Gerekli gereksiz her şeyi sığdırdığım bir tavan aram varmış gibi. Aynı evde yaşıyoruz, gizlim saklım yok diyemedim. Bak yine dikmiş gözlerini kaz ayaklarıma. Aramızdaki bir tül perdesi de bu. Her an aramızdaki mesafeyi hatırlatır türden keskin mızrakların buruşuk tenimi kesiyor. Hakikat, baş parmağımla işaret parmağımın arasında tutunamadan kayıp gidiyor. Sonra başka öfkelere karışıyor. Doğru, fazla karamsarım. Karamsarlığın da ölçüsünü tutturamıyorum. Ne diyordum? Geniş gölgeli ağacın altında serinliyorduk. Siyah kalabalığı ardımızda bırakmış kambur dünyanın yükünü boşaltıyorduk. Olmadı mı? Üstünü karalıyorum. Her şey çok da umurumuzda değildi. Her şey? Ne diyeceklerini kendi düşüne sakla. Burası benim topraklar.  Bak, anlaşamıyoruz işte. Hâkim Bey’e böyle söyleyeceğim evet. Hâkim Bey diyeceğim. Buyurun, diyecek Hâkim Bey. Estağfurullah diyeceğim. Uzatma diyecek sonra. Haklısınız diyeceğim. Boşanma sebebiniz ne diye soracak. Şiddetli düşsüzlük diyeceğim. Düşlerime takılıp duruyor Hâkim Bey. İzin vermiyor bir arpa boy gitmeme. Saçmalama, öyle iş mi olur diye paylayacak beni. Gereksiz yere meşgul mu etmiş oldum sizi? Hay Allah. Tamam, kovmayın. Kendi rızamla salonu terk ederim. Halbuki ne kolay değil mi? Ne kolay? Sen burada mıydın? Kolay diyordum. Şey canım. Gitmek. Saçmalama, öyle iş mi olur? Olmaz. Olur. Olmaz olsun. Düşüm de yarım kaldı. Ben diyorum. Hukuktaki bu boşluğu ben doldurabilirim. Eşlerin şiddetli düşsüzlük durumunda mahkemeye başvurup tek celsede boşanmak isteyecekleri maddesini koyacağım yürürlüğe. Başka sebep bulamadın değil mi? Bulamadım. Çünkü her şey gereğinden fazla iyi. Yapma. Haydi bir de daha iyilerine layık uydurmasını da ekleyeyim oldu olacak.

Dur, yeni bir fikrim var. Düşünsene hiç tanışmamışız. Olmadı, ilişkimizi gözden geçirelim de diyeyim. Yok, o olmaz. Foyamız ortaya çıkar. İyileşmeyi bekleyen iki hastanın birbirlerinin renklerini çaldığı gerçeğini anlatamayız onlara. Günümüz, geçmiş zamanının yükünü peşine takıyor. Tutunamadığımız sadece bugünümüz değil. Sorsan, tek kelimelik cümleler kuruyordum, bak gördün mü?

Dur, daha iyi bir fikrim var.

 “Limonlu dondurma mı yesek?”

“Bademciğin şişmesin?”

  

6 yorum:

  1. Özgün blogunuzu yeni keşfettim ama artık takipteyim, bize de bekleriz,
    http://hedefbodrum.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Geleceğim mutlaka.

      Sil
  2. İlahi, sonu ne güzel geldi öyle :) ❤

    YanıtlaSil
  3. Merhaba! :) Blogunuzu yeni keşfettim ve takibe aldım. Sizide kendi bloguma beklerim :) www.nurundelidolublogu.tk

    YanıtlaSil
  4. Sonu güzeldi ��. Iliskilerde bazen ciftlerin ayri yönlere dogru ilerlemesi ne aci.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...