1 Ekim 2016 Cumartesi

Yolda

Çıkılan her yolun sonu var mıdır?

Diş aramda sekteye uğrayarak ağzımdan fırlayan cümle, ardına soru işaretini de takıp önce masadaki kirli bardağa, oradan tekrar yüzüme yol alıp tüm yükünü kaşımın orta yerine silkeliyor.

Çıkılan her yolun sonu var mıdır?

Yirmi iki gündür aynı yerdeyim. Kaçıyorum. Asıl kaçtığım kişinin kendim olduğumu kendime itiraf edemeyecek ve her şeyin farkında olacak kadar yaşamdan yıl çaldım. Dolambaçsız ve keskin cümlelerle giriştiğim hikâyem, kendisine nihai son yazamadan kalemimin ucunu kemiriyor. Yırtıyor, un ufak ediyor kâğıdı. Yazılmamış kelimelerim parmak aralarımda asılı kalıyor. Sağ elime karıncalar yuva yapıyor. Korkuyorum. Bir koşu soğuk suyun altına giriyorum. Çıkılan her yolun sonu yok. Çıkılan her yolun sonu yok… Kurşun gibi ağır başımı soğuk fayansa dayıyorum. Cıss sesini aleni duyuyorum. Su faydasız kalıyor, elimdeki uyuşukluk koluma doğru yol alıyor. Oradan yüz çevremde yarım tur atıp son durak olarak alt dudağımı seçiyor. Gamzemin arasından karıncalara incecik gülümseyip peşlerinden su dolu kovayı fırlatıyorum.

Çıkılan bazı yolların sonu yok.

Göğüs kafesimin içinde uyuyan hayvanları ürkütüyorum. Aynı kelimeler, aynı yüzler, aynı sesler arasında lapa olmuş yaşam dizgisini serçe parmağımın etrafında gezdiriyorum. Çıkılan bazı yolların sonsuzluğuna dolanıyorum.

Zihnim gibi cümlelerim de boz bulanık. Asıl anlatmak istediğimle yazdığım arasındaki anlam boşluğuna afallıyorum. Çalakaşık giriştiğim anılarımı anlatma konusundaki geri adımımı yadırgıyorum. Anlatmak isteyip de akıl odalarımda sıkışıp büyüyen düşüncelerime güceniyorum.

Islak tenime geçirdiğim kıyafetlerle masanın başına oturuyorum sonra. Üstü zihnimden hallice düzenli masamdaki kâğıt parçalarını kenara itip gece lambasının düğmesine basıyorum. Yazmak istiyorum. Geçmiş zamanın hüznünü kapı ardında bırakıp o ne der, nasıl anlaşılır demeden bütün destursuz ve sahipsiz anılarımı içeriye alıyorum.

Çıkılan bazı yolların sonunu arıyorum.

Kilide uymayan beyhude anahtarları camdan aşağıya, tam da çöp tenekesine denk gelecek şekilde fırlatıyorum. İşe ilk önce kendimi onarmakla başlayacağımı er geç idrak ediyorum.

Yirmi iki gündür çıkmadığım evin odalarına yapışan soluğumu tekrar tekrar soluyorum. Soluğumla birlikte yazılmamış kelimelerimi hizaya çekiyorum. Tembih ediyorum her birine. “Durmayacaksınız. Diş aramda sekteye uğramadan dosdoğru kâğıda yol alacaksınız” naraları atıyorum.

Çıkılan her yolun sonunda yine kendime tosluyorum.


 



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...