5 Mayıs 2016 Perşembe

Parçalanmış Gülüşler: Düş Mekanizmasını Gıcırdatan Paslı Teneke Tadında Öyküler








Kitaptaki öyküler:

Parçalanmış Gülüşler
Saatçi Nejat Amca
Sevişmemiz Gereken Bir Konu Var
Karaktersiz Yazar
Dilba



"…
Bu bıngıldağı oluşmamış kıtada
Yaşanan her gayri resmi çiftleşmenin adı Sevda,
Soyadını bilmiyorum,
Yırtılmış bir fotoğraf gibi bir şey olmalı sonrası,
Parçalanmış gülüşler… "

Gülüşleri parçalanmış bütün karakterler üzerime yürüdü son sayfayı kapatırken. Sanki hepsiyle şu an aynı odadaydım. Bir ses duydum sonra. “Çektiğimiz acıyı sırtlayan, sırtlanmış zaten. En yakın denize de boşaltmış sonra. Üstüne senin kelimelerinle hortlayacaksak bir acı çay vereyim de öyle başla başlayacaksan kitabı anlatmaya” dedi gülüşü parçalanmışlardan Süleyman Ağabey. İbo olaya hâkim. Bardağı masadan aldığım gibi yanındaki Efe’yi dirseğinden dürttü. Tabii, alışıklar adamın pul biber acısındaki çayın tadına. İkinci yudum için masaya eğildiğimde elinde Kürk Mantolu Madonna’yı tutan Yiğit’ le göz göze geldim “Bir de Müslüm Baba’dan Usta’ yı açsana be abla. Kimse canı hakikaten yanmadan hakikatli ses çıkaramaz ya arkadan ufak ufak söylesin de yalnızlığımızın kalabalığında daha derin boğulalım.” Olmaz mı Yiğit’im? Başım gözüm üstüne.

…Mutluluk kapımı çalmadı gitti
…Böyle yaşamaktan bıktım be usta…

Aceleden üzerinde beyaz içliğiyle çıkıp gelmişti Yiğit. Çelik gibi sinir sistemi var bu çocuğun.  Okuyunca bana hak vereceksiniz. Acılardan öyle yıpranmış ki ruhu, en sonunda acıya da gülmeyi öğrenebilmişti. Mahalle maçlarının aranan Rüzgârın Oğlu Efe vardı bu hikayede yanlarında. “Bunun arkasına kesin uçak motoru monte etmişler” diye içinden geçiren Yiğit’e göz kırptım fondiplerken çayımı. 

Sokaklar Tanrı’nın eviydi ve onlar da bu evin hayatın gerçek yüzünü görmek için tasarlandığını biliyorlardı. Yaşla beraber hayattan beklentilerini azaltmış olanlar için aşk bir oyalanma, ihanet ise modası geçmiş bir kadın adı gibiydi. Sitem edecek birilerini aramaktan çoktan usanmış oldukları için Müslüm Baba İtirazım Var derken acı gülümseme ile hayatı bir cümle ile özetleyebilirlerdi. Böyleydi Parçalanmış Gülüşler’i olanların kaderi. Yaşarken soyut acılarla işlenmiş toprakları bedenlerine atarlarken, öldüklerinde ele avuca gelen topraklar salacaklardı en küreklisinden.

---

Saatçi Nejat Amca ve yaverleri sayfalarda belirdi sonra. Nejat Amca konuşurken bile saatin tik tak ritmi kulağınızda uğuldardı. “Ben Erkan Oğur ile büyüdüm kızım” dedi bana. Anladım hemen ne demek istediğini. Açtım hemen Seher Yeli’ni. Emrah, başı önde. Elinde bilmem kaçıncı kez okuduğu sevdiğinden gelen mektubu:

“Keşke deriz ya bazen, şu an o kelimenin dillendiğini hissedebiliyorum. O yüzden daha fazla uzatmadan susuyorum olur mu?
Hoşça kal Küçük Adam…”

Konumuz sevdaydı. Bile bile sevdayı unutmaktı. Benden selam söyleyin o nazlı sevgiliye derken Ahmet Kaya, Emrah ve Selim aynı anda eklediler: Unutamadım,  unutamadım. O zaman çay içelim dedim. Çay birleştiriciydi çünkü. “Seni seviyorum” diyemiyorsan “çay içelim” hayli hayli diyebilirdin. Olmadı susardın. Yirmi dokuz harfin seslendiremediğini sessizce konuşarak seslendirebilirdin. Öyle yapmıştı da Selim ile Zeliha. Sevdalarına hayat ile hayal arasındaki o bir harf farkı girdiğinde Neşet Baba da Mahpushanelere Güneş Doğmuyor sesi ile araya girdi.

---

Aşkın kaç halini tatmak istersen kaşıklayabilirdin bu öykülerde. Sevişmemiz Gereken Bir Konu Var derken Sibel, sağımdaki adama baktım. “Sana söylüyor. Kalksana be adam” diye söylendiğimde ise o bir yandan Sibel’e, diğer yandan göz ucuyla Dilara’ya bakıyordu. Bir yandan da ekledi: “Orhan Baba diyor ya Aklım Takıldı. Ne yapayım aklım takıldı.” Erkek işte ne bekliyorsam? O değil de bu Sibel’ de bir olay olduğunu neden geç anladım, orada kendime bozuldum. Ancak gülüşleri parçalanmış biri belki de incinmekten korkmazdı. Ama Dilara. Ah Dilara…

---


Hayatla bağlantı kurmak gerek değil mi? Tutunmak gerek yani bir şeylere. Öyle düşünüyor Kıvanç. Önünde milyonlarca birikmiş cümleye bakıp karakter yaratıyor kendine biçilmiş Karaktersiz Yazar söylemine karşı. Tamam, bağırma. Anladık. Hepimiz deliyiz, aklımızı kaybettik ve ne yaptığımızı bilmiyoruz. Kafanın içinde yazılan hikâyeyi daha netleştiremiyorsun sen. Ne aradığını bilmeden bir şeyleri bulmaya çalışıyorsun. Belki de amacın yarım kalan bir cümleyi tamamlamaktı. O yüzden kafanda yankılanan “YAAAZ” sesine kulak ver o hikâyeyi tamamla. Bir de o yanındaki Satı’ya çok kızma. Hikâye yazma konusunda kelimeleri birbiriyle çatıştırmak öğüdünü biraz yanlış anlamış olsa da o çocukta iş var. Sen bunu bir düşün, ben Birsen Tezer’den Bilsen’i şuraya bırakıp Dilba ile bir güzel pataklıyorum zihnimi.

---

“Ne işiniz var sizin burada?” dedim ilk önce her birine. Halleri hal değildi. Dilba, Serhat, Bahar, Doğukan, Serdar, Saime, İlyas ve Halil’in gülüşleri yanında vücutları da parçalanmış ve parçalarına sinen paslı koku sayfaları çevirirken balyoz yemişçesine yüzüme vuruyordu. Yaşadıkları coğrafyanın ninnileri ağıt, doğan kız çocukları kadındı. Her birinin isminde bitkinlik kol gezer ve sevilmenin ne olduğunu bilmeden toprağa dönerlerdi. ‘Ayıp, günah, yasak’ üçgeni çizerken birileri onların etrafına, çizenlerden yemişlerdi en büyük darbeyi. O yüzden sorma on iki yaşındaki kız çocuğu zihnini kendi zihniyle nasıl parçalar, bir çocuk nedensiz neden her şeyden nefret eder. Ve neden her parçalanmışlığın arkasından “Mukadderat” diyecek kadar ikiyüzlü aslında bu hayat…
---

Parçalanmış Gülüşler, blog yazarı Tolga Yazıcı’nın (blogtaki adıyla safransarı) ilk göz ağrısı. Horatius demiş ya “ Ne gülüyorsun anlattığım senin hikâyendir” diye. Tolga da Parçalanmış Gülüşler ile bir kürek daha atıyor insanlığın yüzüne. Yer yer şarkılara rastlayacaksınız. Tavsiyem o esnada o şarkılara kulak verin. Anlatılanların hissiyatını iki katına çıkarıyor böylelikle.

Kapak tasarımı hakkında da iki çift laf etmek istiyorum. Daha kitabı elinize alır almaz bir sıkıntı çökebilir üstünüze ön kapak resmi ile. Kafanın içindeki çığlığa karşın yüzdeki tebessüm, bir masumu katledişin simgesi balık, umudun her daim olacağının işareti gemi ile dış görünüşten saplıyor oku yüreğinize Parçalanmış Gülüşler...

Anlatım konusunda yer yer yaşanan aksaklıkları görmezden gelerek okuyun. Bir tavsiyem de bu yönde. İmla hataları konusunda yaşanan sıkıntıdan onun da canı biraz sıkılmış. Bu konuda editöre büyük iş düşüyor siz de bilirsiniz.
Fazlaca uzun anlattım belki ama Tolga ile tanışmamıza tanıklık eden bu kitaba bir teşekkür etmem de gerekti.

Aslında en yalın haliyle kendi anlatıyor blog sayfasında kitabını: “Parçalanmış Gülüşler işte. Adı bu, adında yarım kalmışlık var. Birleşememek var. Dağılmak var, dağıtmak var. Yarım kalmış bütün hikayelerimin anısına..”




Kitapla kalın…


14 yorum:

  1. sevmişsin sen de. okuycam ben de tabisiiiii :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hem de çok sevdim. Şimdiden keyifli okumalar :)

      Sil
  2. Özlem, çok zevkle okudum.Tabii o kadar çok okumam gereken kitap ve isim var ki, biri bana okusa diyorum iş yaparken.Bloğu ziyaret edelim bir.Hiç duymadım.Sen akıllı evlatsın, seçimlerin iyidir.Sevgilerimle canım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öyle haklısın ki Ece Abla'm. Masamın üzerinde okunmamış bir topar şu an göz kırpıyor sana yazarken. Farklı ve özgün bir üslubu var Tolga'nın. Kendisini biliyordum zaten. Kitabı çıkınca hemen okuyup yorumlamak istedim. Sevgilerimle :)

      Sil
  3. Bana göre biraz farklı bir kitap. Güzel bir dille anlatmışsın sende

    YanıtlaSil
  4. Anlatmana göre çok farklı bir kitap hediye edersen okuyabilirim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dağıtımı henüz oturduğum şehre gerçekleşmediği için istetmiştim bunu ben ama :) Evet, üslubu ve hikayeler ile sarsıyor insanı. Tavsiye ederim :)

      Sil
  5. İlginç hikayeler, ilginç bir tarz, duymadığım bir yazar ama denemek lazım, keyifli okumalar:)

    YanıtlaSil
  6. ^_^

    https://www.youtube.com/watch?v=g942qom8HqM

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...