19 Nisan 2016 Salı

Merhaba. Son.



Tam gaz uçuruma giden yolu işaret eden tabelanın önüne iki sandalye çektim. Seninle burada oturup dertleşmek istiyorum. Gelirsin bilirim. Rüyalarda kafaları çekip gündüze sarhoş az uyanmadık seninle. Sen yokken henüz daha, varlığın hafızamın en çivili yerinde yediği müebbettin dolmasını bekliyormuş. Bilseydim o vakit çıkacağını tekmili kıyafetle karşılardım süt beyaz ruhunu. Gecenin hüznüne dolamazdım parmaklarını. Ne ısıtırdım meyus başını bal akan damlalarımla… Yetemedim ama… Korkaksın kızım diyorum. Bir meseleye tesadüfle yaklaşamayacak kadar korkaksın. Çek, yırt ne lüzumu var çelik köprüler inşa etmeye. İki gönül arasını bir adıma indir. Elini uzatsan yüzü eline düşecek. Güngörmüş düşlerin gölgesine karışacak. Kemiklerini yalayan zehirli bakteri yumağı tırnaklarından damlayacak. Korkmasaydım eğer çeyrek yüzyıl geride kalmış yüklü yüklerimi önünde boşaltacaktım. Çok önceden emekliliğini verdiğim kelimelerimin tozunu alacaktım ıslak dudaklarında. Bozuk mayalı, ağdalı zihnim kötü dünyanın kilidini kırardı ya… Getiremiyorum bu talimli cümlenin sonunu sen bana hülyalı baktıkça…  

Rivayete göre gecenin kavurucu güneşi altında gözlerimiz kısık birbirimize bakıyormuşuz. Kalbimin ekseni biraz sağa kaymış, tam da senin yörüngene denk gelmiş. Olmamışlardan, olmuş olacaklardan bir de olanlardan kurulu düzeneği ileri geri sallıyormuşuz. Ben elimde bir ayna, varlığından o gün haberdar olduğum gamzemde keşfe çıkmıştım. “Neye bakıyorsun öyle dikkatli?” demiştin bana. Başparmağını sağ yanağımdaki çukura kondurup “Bir gamzem olduğunu seninle fark ettim. Ne güzel gülüyormuşum.” demiştim. “O çukurda buseme yer var mı?” dantelli sesinle yapıştırmıştın fotoğrafın eksik parçasını.


Salıncağın kopuk ipini yüzük parmağıma geçirip sokakta iki tur atıyorum senden sonra. Delilerle köprü altında kırık bir türkü tutturuyorum. Alıştığım sesten başka notalara direksiyon kırıyorum dilime yapışan sakız kursakla. Sonra buradan gündüzü yarıp geceye karışacağım. Hiç oturmadığım evin kirasını peşin vereceğim. Harlı ateşte cehennem günahlarıma bir çıra daha tutacağım. Kafanın üstünde döndürdüğün dünyaya ayak uyduramadığım için kayık gibi süzüleceğim.  Cenin şiirlerimi de rafa kaldırıyorum, söz... Her gün aynı saatte karşısına geçip duman salarken, kapının aralığından izleme. Gel, çaya pişmanlık banarız. 

8 Nisan 2016 Cuma

Dünya Bu Kadardı




Freni tutmayan bir aracın içinde debeleniyorduk ikimiz. Siz daha toydunuz o zamanlar, hatırlamazsınız. Son sürat yol alırken bozuk yolda, yanağınızı arka cama dayamış vaziyette dışarıya bakıyordunuz. Tümseğe geldiğimizde aracın sarsıntısını kulak arkası eder bir haliniz vardı. Kafanız cama vurduğunda yüzünüze bir güneş konduruyordunuz. Ne güzeldiniz o halinizle. Bir yandan size bir şey oldu mu diye kaygılanırken, diğer yandan kendimi alamıyordum gülüşünüze yem olmaktan.

Kimseye bir şeyi tam anlatamamanın hayfını çoktan süpürmüştünüz göz çevrenizden. Anlatmak, çoğu zaman çözümden çok düğümdü çünkü sizce. Şimdi düşünüyorum da, yanlış zamanlarda dünyaya karışmışız sizinle. Senaryo elime çok erken verilmiş benim. Ya da siz uyuyakalmışsınız gereğinden uzun. Bu büyüklüğe fazla küçüksünüz. Bedeninize sığmıyor düşünceleriniz. Birazını taşırım dedim. Hem, kocamandı ellerim. Sorun da buymuş meğer zaten.

3 Nisan 2016 Pazar

Bayat

Kaynağını lağım kazanından alan anı zerrecikleri, iç organlarımda seyre çıktı az evvel. Geçmişin tahribatını üstüme yıkıp toz olduğun son kareye balıklama atlayacağım birazdan. Bekle. Ayağıma bulaşan süresi geçmiş vaatleri buralara sen bırakmıştın, anımsadın mı?  Ben de sonra onlarla baş başa kalmıştım. Ya delirecektim, ya delirtecektim. Baktım beceremedim iki türlüsünü, günün aynı saatinde tenime abanan pişmanlığı yaladım. Susuz, tok karnına. Sahi nereden aklına gelsin? İnsan attığı çöpün arkasından bakmaz ya da doğaya bilmem kaç yıl sonra karışır, şeceresini tutmaz. Onun gibi…



Hayatımda her şeyi aza indiriyorum demiştin bir keresinde. Her şeyin azı. İnsanın, eşyanın, sohbetin, paranın… Mesela bir evim olsun.  Deniz kenarında. Derler ya hani, emekli olup sahil kasabasında yaşam sürmek istiyorum diye. Öylesinden işte. Burada yaşamak istemiyorum, biliyor musun, demiştin. Seninle olmalıyım, senin yanında denize karşı. Bunlar benim cümlelerim değil…
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...