30 Aralık 2015 Çarşamba

Olay Yerine İntikal 3


İzinsiz çıkılan acı katım, bugün yıkım kararı sonrası ters yöne akan boğazın kızgın suyuna teslim etti ruhunu. Üzerime giydiğim sevimsiz tavırla caka sattım etrafa. Varsın kâğıttan kuş olayım o kimsenin duymadığı yalancı masala. Biz senle sonsuz seyahatin gizli özneleri olarak kalem değmemiş bir efsaneydik neticede. Araya bilgin dışında karışan oyuncuyu yok say. Daha gözlerimden sözcükler fışkırıyor baksana.

Seyrek saçlarından hortlayan gelgitler, dengesiz bir döngü içinde teneffüs ettiğim her zerremi yerinden oynatalı hayli zaman geçmiş. İnsan alışmıyor değil. Ve en nihayetinde alabora bedenim seni özlüyor. Şimdi nerde değilsin?


Hoyrat karışmış değirmeni, taşıma hayhuylarla döndürme çabamın kaç son gecesine geldim. Bilmedin. Dilbaz kollarının arasında uyuttuğum rüyalarıma gri yüzler bulaşmış. Tanımadın. İzinsiz fasılalarına bir yenisini eklememek için verdiğim rahatsızlığı maruz gördün mü, bilemedim. Çok çetrefilli vukunun hasletini hala duyumsuyorsam geçmemiş mi demektir bu? Her neyse…

25 Aralık 2015 Cuma

Olay Yerine İntikal 2

Uyku, yerle yeksan etmek için sırasını aldı sonra. Nizama durmuştu en güzelinden evveliyatından. Şimdi de unutulmuş bir çaresizliğin peydasını kusacaktı kadının gönül avlusuna. Bekledi. 



Ameliyat sonrası üstünde kalan korkusu, bunun olmasına gönlü elvermedi. Bir haftadır ara ara tekrar eden, yine vuku bulmuştu. Uykusunda boğulma hissi gelerek tükürüğünü yutkunmakta zorlandı. Kendini atarak uykusundan uyandı. Çok kötünün zevaline karşı az kötünün faziletine yer açmanın haksız galibiyetine şükretti.


Gece hiç. Aç karın. Mutfakta altını kapatmayı unutmuş muhtelif heveslerinin ateşini suya tuttu. Üstüne bir kâbus yaktı.


Bir yarı ölümle bin tam anıyı boca edip ucunu iliklediği siyah poşetin altı delinse kaç sağ şarkı özgürlüğüne kavuşacaktı, hiç bilemedi. Kareli gömleğin kol düşmesine takılmış yüzük, bir doğum günü gecesinin gözyaşı yadigârı şu an hangi şehrin lağımında dolaşıyordu, üzerinde hiç düşünmedi. Aynaya dikti gözlerini. İki farklı bedenden alınmış da yerleştirilmiş gibiydi gözleri. Biri diğerinin acısını kapatmak isterken bir çeşni de kendi katmıştı üstüne.


Acı, acıyla kapanmaz. Yara tutsa da hesap sormak için uygun anı bekler. Üst kabuk soyulduğunda baş başa kalacağın meyus bahtın.”


Kim dedi onu?


Narkozun etkisi hala vücudunda dolaşırken gözünün önüne kesik kesik sahnelerin gelmesine alışmıştı da gaip sesler yeni misafiriydi. Ama haklıydı. Acı, acıyla kapanmazdı. Üstüne attığın kaçak anı, temelden tek sarsıntıyla yere serilirdi. Serilirdi de ilk kat kalır mıydı, ondan emin değildi. Çatırtı olduğu kesindi. Ancak tüm ihtişamıyla göz kırpıyordu ona enkazın arasında. “Henüz değil” dedi. “ Henüz ilk acının mağlup zaferini tatmadın. Durduk yere kaçak acı çıkıp benliğini altüst etme. Vakit erken.”


Üzerine beyaz teslimiyetini çekti. Zemheri saatinin geçmesini bekledi.


*Devamı var...



Diğer Bölümler:

Olay Yerine İntikal 1
Olay Yerine İntikal 3

18 Aralık 2015 Cuma

Melatoninsiz


Size güveniyorum, dedi. “Size güveniyorum ve daha yapacak çok şeyim var. Bu sebeple tümüyle size teslimiyetim.”




Cümlesini tam da istediği yerde tamamladığında vücudunda gezinen soğuk karıncaların ayak sesleri, boğazında giderayak yankılanıyordu. "Bu bir hezimet değil" diye tekrarlıyordu içinden. Ve ikinci kez “bu bir hez…” devamını getiremeden kafasının üzerindeki ampulün son damla ışığında ısınarak ikinci perdenin hazırlığı için soyunma odasında yeşil önlüğünü çıkarmaya doğruldu.


Önemli anlar öncesi olayın gidişatını kafada tasarlama gibi bir alışkanlığı vardı. Kendisi için hazırladığı senaryoda oyuncudan kaynaklı aksaklıkları tekrar gözden geçirdi. Bir haftadır nefes çalışmalarına başlamıştı o malum andan içeri girmeden önce kesik demir masada kendini sakinleştirmek için. Gece lambasını olabildiğince uzak yere koydu. Odanın en uç köşesine yöneldi. Sırtını dayadığı kalorifer peteğinin üstündeki nemli çorap teki, ağır aksak omzuna değdiği vakit ise yüklü yükleri bir geçmişe daha çoktan bir tünel kazmıştı.

10 Aralık 2015 Perşembe

Olay Yerine İntikal 1

Günaydın çaydanlığındaki su, kaynamaktan buharlaştı adamın uyanmasını beklerken. Mahalleden her sabah geçen simitçiden aldığı simitler, gevrekliğini yitirdi. Plaktaki Zeki Müren, şarkısını bitirdi. Halıda biriken izmaritler, günışığının rüzgârında odanın her köşesine sindi. Taksi, ardında boşlukla gözden kayboldu. 



Bir sahneyi atladığını fark etti. Beş dakika geriye aldı filmi. Birbirlerini sevdiğini söylediler kaç sonuncu kez. Adam, dolu anıları sığdırdığı bavulunun ağırlığında kayboldu. Kadın cama koştu. Her gidişindeki gibi taksiye binişini seyretti adamın. Adam her gidişindeki gibi taksiye binmeden cama çevirdi kafasını. Film, aynı yerde yine takıldı.

Gidişatı biliyordu. İzlemeye gerek görmedi bundan sonrasını. Kadının gözünden olaylar belliydi çünkü. Onun merak ettiği suyun diğer tarafı. Adamın, taksiye binişinden bu güne değin kaç insana, ona dair kaç hatıraya değip değmediğiydi. Ara sıra adamın varlığı bir zımpara taşından daha sert ve seslice deliyordu yeri göğü. Özellikle de gecenin en boş vaktine denk getirir, o anda da kadın, yıldızları seyre dalarken adamın sokak arasında beliren siluetine kolaylıkla kapılırdı. Kirli tebessüm sesinde geçen birkaç saat sonrasında küller havaya savrulur, birbirine karışan sesler farklı yönlere uygun adım koşarcasına uzaklaşırdı olduğu noktadan. Ardından bakarsan donakalırdın. Bir dahaki gelişe kadar ağzındaki bal da balçıklaşırdı.

3 Aralık 2015 Perşembe

Karavana 2: Orta Durak

Kafamdaki tilkilerin gürültüsü artık dayanılır gibi değil. Çekip gitmeye kalksam “Geleceğin yer burası senin. Hem ne sandın bir çiçek açtı diye donuk beyaza bulanmayacak mısın?” manevrasına takılıyor paslı makasım. Biliyorum, birkaç satır yazsam aslında devrik cümlelerim de devrim yaratacak da… Bu cümlem bile tellere takılıyor baksana. Daha ilk dakikadan sarı kart yiyorum sana karşı…




Kendime bir anı söyledim az evvel. Yanına da rafadan bir heves. Eskiden olduğu gibi saçlarımı ortadan ayırıp uçlarını kıvırdım da geçtim karşına. Az kullanılmış, fazla yıpratılmış ve toza bulanmış kurşun yüklü kalp bu. Yine ağır geldi, biliyorum.  

Benim bahçe pamuk yetiştirmeye uygun bir toprak değil. Kötünün tatbiki bol, iyinin tahribi sere serpe. İyisi mi sen buradan sağa sola sapmadan dümdüz git. Yoksa müşkül bir yola sapıyor bu celse. Kaç volta attın bilmiyorum ama benim ayakkabılarım çoktan yağmura deli. Ama artık çiğ gecelerimde baykuş uğultusu duyulmuyor. Ve çıplak ayakla geçebiliyorum kırık kırmızı sayfaların üzerinden. Bu da iyi, diyorum. Bu da iyi…

Fark etmeden zehir bulaşmış bir nehri doğaya yeniden kazandırıyorsun. Görevini hakkıyla yerine getirip ilk yeşil ışıkta başka hatıralara çarpacaksın. Onu da biliyorum.

Ah kelimeler diyorum. Kendinden büyük yaralar açıp sonra yine aynı kelimelerle tekme tokat hasarı nasıl bastırıyorsun? Ben dipsiz değirmende öğütülürken ipin ucu çoktan kaçmış. Şu an hangi ağacın dalında baharı bekliyorsa orada kalsın diyorum ikinci bir emre kadar. Kalsın ki içimde kaynayan çamura dolanmasın sonsuzluğu. Şimdilik her şey yolundaydı çünkü.  Ve şimdilik…

* Devamı var...
Diğer Bölümler:

Karavana 1: Sarı Tezat
Karavana 3: Son Durak






Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...